Ozan Atalan

OZANATALAN

Çıkmaya Zorla / Force Quit

İstanbul, MixerArts, 2020

Humankind’s capacity to rationalize and legitimize its own acts enables the materialization of an endless fantasy world beyond basic needs to survive. Modern world, where the philosophical foundations could be rooted back to Kant, bases itself on the anthropocentric claim that objects conform to the mind and they exist to the extent that they could be perceived. Heidegger critically offers the term ‘The Age of World Picture’ in which the non-human phenomena turn into things to only be represented by human activity. An extreme of this thought extends towards Guy Debord’s Society of Spectacle, suggesting me ‘in a world that is really upside down, the true is a moment of the false’. This case gains more importance in the post-truth culture where I believe reality itself is more attractive than the crowd of simulations and pseudo-pleasures I feel surrounded by.

According to this, the non-human beings and phenomena turn out to be the forms of existence that are subject to human perception and to human’s ability for ideational and material transformation, that consist of highly rationalized data, and that are re-designable to be represented by human intellect. This kind of thinking goes back to Plato’s mimesis and discriminatively interprets the dualities of form-idea, spirit-body, me-the other, human-nature and the human-nonhuman. This is definitively human-centrism.

Force Quit critically approaches to such a human-centric approach and the discriminative-dualist interpretation of the world that legitimizes devastative human impact on Earth. The dualities such as digital-physical, organic-industrial, spirit-body, raw material-transformation, human-nonhuman are presented as a form of co-existence in the body of the works existing in their alternative speculative habitats. The exhibition reimagines human-nature duality within an integrative worldview with no hierarchic bonds between and moving from this synthesis, examines the existentialist concerns uprising especially with the pandemic and human’s alienation to the self and to the nature based on my personal experience.

This holistic view shows up in the overall aesthetics, in the co-existing forms of notions of cybernetic aesthetics, the transcendental and the profane, the minimal and the expressive. Anything to be imagined or reimagined beyond our existing perception becomes inevitably speculative – this could be our post-memory, future apprehension or now, based on my thinking that high-levels of digitalization reduces ‘now’ to an intangible, imperceptible simulation or a psychological state by distracting it from Zen as the ‘reality of the virtual’ (in Zizek’s terms) suggests so. My personal response to this situation is to force quit: as a way to quit locked up or non-working digital applications, and as a metaphor to force quit the discriminative dualist anthropocentric worldview I feel stranded in.

İnsanın doğayı rasyonalize etme ve kendi eylemlerini meşrulaştırma kapasitesi, hayatta kalmak için gerekli ihtiyaçların ötesinde fantazi dünyasının sınırsızlığının materyalleşmesine yol açıyor. Kant`ın felsefesiyle temellerini oluşturduğu modern dünya, insan merkezci bir yaklaşımla nesnelerin akla hizmet ettiğini ve algılandıkları ölçüde var olduklarını söylüyor. Heidegger ise eleştirel bir yaklaşımla dünyanın temsil edilecek imgelerden ibaret görülmesiyle Büyük Dünya Resmi Çağı`nda yaşadığımızı öne sürüyor. Bunun bir uç noktası, bana ‘alt üst edilmiş bir dünyada gerçeklik, bir yanlışlık anıdır’ düşüncesini öğütleyen Guy Debord`un Gösteri Toplumu. Bu durum, içinde hissettiğim simulasyon ve sahte-zevkler kalabalığında gerçekliğin kendisinin daha ilgi çekici geldiğini düşündüğüm hakikat sonrası kültürde daha fazla anlam kazanıyor.

Buna göre insan dışı varlıklar; bizi çevreleyen her varlık ve fenomen insanın algısına, düşünsel ve materyal dönüştürme yetisine tabi; represente edilmek üzere var olan, rasyonel veriden ibaret, tasarlanabilir şeylere dönüşüyor. Kökenleri Platon`un mimesisine dayanan bu düşünce, form-idea, ruh-beden, ben-öteki, insan-doğa, insan-insan olmayan varlıklar dualitelerini ayrıştırıcı bir şekilde yorumluyor. Bu, tam olarak insan merkezcilik.

Çıkmaya Zorla,insanın diğer insanlara ve doğayı/uzayı da içeren insan olmayan varlıklara yıkıcı yaklaşımını meşru kılan insan merkezci yaklaşıma ve dünyanın ayrıştırıcı-düalist yorumuna eleştirel yaklaşıyor. Bu eleştiriyi; dijital-fiziksel, organik-endüstriyel, beden -ruh, hammadde-dönüşüm, insan-insan olmayan varlık dualitelerini sergideki işlerin bünyesinde ortak yaşam formu haline getirip alternatif gerçeklik alanları sunarak yapıyor. İnsan-doğa dualitesini, aralarında hiyerarşik bir bağ kurmadan, bütünleştirici bir şekilde yorumluyor ve oluşan sentez üzerinden insanın kendine ve doğaya yabancılaşma duygusunu ve özellikle pandemi döneminde artan varoluşcu kaygıları kişisel deneyim üzerinden inceliyor.

Bu bütünleştirici yaklaşım kendini işlerin formunda da gösteriyor: sibernetik estetik nosyonlarından yararlanarak, minimal ve dışa vurumun, askın ve dünyevinin bir araya geldigi spekülatif bir estetik ortaya koyuyor; çünkü mevcut algının dışında hayal edilebilecek her şey doğası gereği kaçınılmaz olarak spekülatif kalıyor- bu post hafızamızda olan geçmiş de olabilir, gelecek tahayyülü de, şu an da. Çünkü yaşadığımız dijital çağda `simdi`nin, Zizek`in tabiriyle sanalın gerçekliği tarafindan Zen`den uzaklaşıp elle tutulamaz, hissedilemez bir simülasyona, mental bir duruma indirgendiğini düşünüyorum. Buna kişisel tepkim de force quit, yani kilitlenen ya da çalışmayan dijital uygulamalardan kurtulmanin yolu; aynı zamanda bizi hapseden düalist insan merkezci düşüncenin çalışmadığı noktada; çıkmaya zorlamak için bir metafor.

Photos by Nazlı Erdemirel and Pınar Boztepe Mutlu